BLOGGER TEMPLATES - TWITTER BACKGROUNDS

Hürriyet

15 Ocak 2012 Pazar

Bir Aşk Düşmüş Gözlerine




Geceyi terk etmiş ay
Duydum ki,
Senin yüzündenmiş.
Bir yüreğe üflemişsin,
Soğuk bir buseyi.
Yeşili buğulandırmışsın,
Bir çift göz bebeğinde.
Gülen dudaklar susmuş birden.
Bir sevgiliyi küstürmüşsün,
Belli...


Düştü deme
Bir aşk düşmüş gözlerine...



Funda Kocaevli

8 Ocak 2012 Pazar

Seni Sevmem İçin, Kokun Kalmalı Üzerimde...




Kim bilir, belki de sustuklarım hata... Avazım çıktığınca bağırmak lazımdı belki... Korkak bir kedi gibi, saklanmaktı yaptığımız. Yağmur ıslatıyordu aşkımızı, yüreğime değiyordu birbirimizin gözyaşları...

Arınmaktan korkuyorduk biz. Temizlenip birbirimize ait olmaktan, inanmaktan kaçıyorduk. Yalanın yelesi savruluyordu ellerimizin arasında, rüzgar estikçe kokuyorduk, kokluyorduk...

Çok güzel kokuyordu yalan...
Sen çok güzel kokuyordun sevgili...

Ellerimde kaldı kokun. Sana ilk söylediğim cümleyi, hatırladığını biliyorum.

"Seni sevmem için, kokun kalmalı üzerimde..."

Kaldı sevgili, kaldı...
Hatta ben ondan önce sevdim seni...


Funda Kocaevli

2 Ocak 2012 Pazartesi

Kısaca; Sen Olmak İstedim, Azıcık da Ben...





Her acı iz bırakır insanın ruhunda ve bir parça da alır gider ,geçerken. Benim de çizgilerim var enine boyuna ve belki de beneklerim var ismimi işaretleyen. Bu umarsız kalabalık içinde kendimi kaybetmemi engelleyen hüzünlerim var. Üzerime geçirdiğim elbisenin, bin bir geceye karışan renkleriyle süslediğim gündüz düşlerim bir de…

Olursuz bir aşkın içinde kaybolduğum dünlerim var defterimde ve yarınlarımın umutsuzluğunu miras ediyorum geleceğe, evrene. Haykırışlarla beziyorum hayatı. Sessizliğimle mırıldanıyorum şarkılarımı. Sevdaya yazılmış her cümlenin altına bakıyorum istemeden. Taşları ayıklıyorum sokaklardan ve kendi yoluma atıyorum gelişi güzel. Sekerek gidiyorum yarınlarıma. Küçük çakılları, dehlizlere eş tutuyorum…

Ağlayışlarımı yuvarlıyorum sevgilime doğru. Huzura ve umuda susamışlığının bedelini ödemesini bekliyorum. Bekliyorum, çünkü…

Gerisi yok…

“Çünkü” lerin ardında kalmış bir aşkın gazisiyim ben. Bir gece ansısın çıkıp gelen, yine bir gecenin koynunda yiten bir aşkın gazisi…

Belki de, bir ölüyüm. Kendi mezarımın başında ağıtlar yakıyorum aşka. Karşıdan seyrediyorum yaşanmışlıkların sahnelediği oyunu. Perdenin kapandığı an biliyorum ki, ruhum arşa kavuşacak. O zaman gerçek bir gözyaşı akıtacağım yanaklarımdan. Dudağımın kenarından alacağım tuzlu tadını.

Ve belki o zaman dinecek aşka susuzluğum. Bir kucakta çocukça ağlamanın güzelliğini o zaman yaşayacağım belki…

Çoğu kez bellekte beliren ölüm hayaline, bir kez daha âşık olacağım. Ölümün yüzünün soğukluğundan değil, sana benzeyişinden sevgili tüm hevesim ve özlemim. Belki de, teşekkür etmeliyim gidişine. Belki de, ana-avrat sövmeliyim.
Bilsem…

Bir bilsem, sen geldiğinde kendimi nerde kaybettiğimi, gider alırdım geriye benliğimi ve teslim olduğum güne hesap sorardım tüm kötülüğümü giyinerek. Yakandan tutarak hesap sorardım sana. “Seni böyle sevmeye mahkûm edilecek, ne yaptım ben?”

Belki de ah etti bana birisi, belki de küçücük bir serçenin günahına girdim. Belki yol kenarındaki bir çiçeği ezdim bilmeden. Belki de, gözlerine senden daha ağır olan bir aşkı kondurdum düşünde.

Bilerek yapmadım bunları. Sadece…

Sadece, sevdim seni…

Bilir misin? Gündüzleri de düş gördüm ben sen yanımdayken. Gündüzleri de, gözlerimde sen vardın. Öylesine mıhladım ki seni bana, öylesine içtim ki seni …
Gecelerin aşkı ol diye sevmedim seni. Hayatıma gel istedim, dünyam ol istedim…

Kanadımdaki yaralarım seninle iyileşsin istedim. Çocuktum, saftım, inanmam gerekiyordu. Gündüz gördüğüm, gece korktuğum dünyaya ve hayata senin gördüğün gibi bakmak istedim. Kısaca; sen olmak istedim, azıcık da ben…

Geçti…
Bitti…

Tekrarlıyorum şimdi;
Her acı iz bırakır insanın ruhunda ve bir parça da alır gider ,geçerken. Benim de çizgilerim var enine boyuna ve belki de beneklerim var ismimi işaretleyen. Bu umarsız kalabalık içinde kendimi kaybetmemi engelleyen hüzünlerim var. Üzerime geçirdiğim elbisenin, bin bir geceye karışan renkleriyle süslediğim gündüz düşlerim bir de…

Funda Kocaevli

5 Aralık 2011 Pazartesi

İnsan, Kim?

Hiç anlamıyoruz birbirimizi
Ellerimiz koymuyoruz sol yanımıza
Bencillikleri urba niyetine
Geçirip sırtımıza
Dolanıyoruz insan kılığında...

Kırıklarımıza dönüp bakmıyoruz
Vicdanlarımız askıda
Yüreklerimiz tedavülden kalkmış
Merhamet bozuk para niyetine
üç-beş kuruşa pazarda

Söyleyin şimdi;
İnsan, kim?

Funda Kocaevli

22 Kasım 2011 Salı

Yeniçarşım.com ile Evden Çıkmadan Çarşıya Çıkıyoruz!

Ekim ayından bu yana yayında olan Yeniçarşım.com, alışkın olduğumuz e-ticaret sitelerinden oldukça farklı. Site şimdiden sloganı olan “Evden çıkmadan çarşıya çık” mottosunu fazlasıyla yerine getiriyor. Çünkü şimdiden Yeniçarşım.com’da yüzlerce mağaza var ve siz dilediğiniz ürünü bu mağazalar arasından seçerek kolaylıkla satın alabiliyorsunuz. Üstelik, internetten alışveriş yaparken en çok çekindiğimiz “güvenlik” engelini Hürriyet Güvenli Alışveriş Sistemi ile çözmüşler. Sistemi açıklayan video:

Yeniçarşım.com’un diğer alışveriş sitelerinden önemli farkları var. Platformun en belirgin karakteristiği olan alıcı ile satıcıyı bir araya getirme stratejisi, satıcıların (mağazaların) ticari kuruluş olması gibi akıllıca bir taktikle desteklenerek, son derece başarılı bir sistem getirilmiş durumda. Yeniçarşım.com’da satış yapan her mağaza, ticari unvana sahip, fatura kesen ve dolayısıyla garantili ürün satan mağazalar. Bu sayede aynı ürünü birden fazla mağaza arasından güvenle seçerek satın alabiliyorsunuz. Herhangi bir problemde “Hürriyet Güvenli Alışveriş Sistemi” ve Yeniçarşım’ın başarılı müşteri hizmetleri departmanı hizmetinizde.

www.yenicarsim.com'da 24 farklı kategoride onbinlerce ürün bulunuyor. Giyimden aksesuara, elektronikten beyaz eşyaya kadar aradığınız her şey Yeniçarşım.com’da.

Ayrıca, www.facebook.com/yenicarsim ve www.twitter.com/yenicarsim adreslerinden ise Yeniçarşım’ı takip edebilir, kampanya ve fırsatlardan haberdar olabilirsiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.





21 Eylül 2011 Çarşamba

Aşka Dair Şizofrenik Söylemler-9



Kimliksiz aşklarımı topluyorum şehrin sokaklarından. Bir uzvu eksik kalmış sevgililerimi katlediyorum gözlerimle. Aslında herkes bir değil, birkaç aşkın katilidir. Toprağa gömdüğümüz, bir defter arasında sararmaya bıraktığımız, bazen de kalbimizin en ücra zindanlarına kilitlediğimiz aşklarımızın...

Tam “sevdaya düştüm, saracak her yanımı” derken; delicesine hallüsinasyonlara ramak kala anlar yaşatacak kuşku düşer gönle. Ömrün geçen ve geçmek için sırada bekleyen her gününe eziyet edecek olan şüphe. Ne büyük bir zaaftır ki; aşkı yavaş yavaş, tadına vararak öldürür.


“Aşkım nefes almıyor, kurtarın n’olur!”


Feryat figan aman dilediğimiz yüzler eski aşinalıklarını bir rafa kaldırarak her şeyden daha yabancı bakarlar gözlerimize. Gözyaşlarınızın akması sadece sizi acıtır. Acının senaryosuna baş rol oyuncusu olmanın tadını çıkartmak gerekirken, bitmeyeceğine inandığınız bir yas giyiniverirsiniz farkına varmadan.


“Aşkım öldü, ben de ölmeliyim artık!”


Hiç ıskalamaz kuşku. Hedefe kilitlenmeye görsün sadece. Hayatın, aşkın, insanların argo yanını keşfedersiniz âşık olduğunuzda. Bazen bir duvarı/adamı yumruklarınız, bazen en sevdiğiniz vazoyu fırlatır atarsınız öfkenin yerine koyarak. Hala pusuda bekliyor oysa kuşku. Yalanın kokusu, ihanetin sesi kol gezmeye başlar yok olan her şeyin etrafında. Çığlıkların operası için bilet satışları başlamış ve gönül gişenizin kalabalığından kendi sesinizi duyamaz hale gelirsiniz.


Sanıldığı gibi yaşanmıyor Aşk!


Deli saçması bir gecenin eşiğinde dalıverirsiniz kaosun göbeğinden içeri. Cinnet anındaki dehşet dolanır damarlarda ve gözümüzü Aşk bürür haince. Elinize ilk gecen silahla saldırırsınız. Yastığınızdaki gözyaşı iziniz olan sevgili, an azılı katildir o an. Katil olan her sevgilinin de, birer katili vardır; Kuşku!


“İntikam çanları çalınmakta, ruhumun cani yanı kuşandı baltasını!”


Sağlı sollu sallanarak intikam baltalarıyla sokaklar dolaşılır. Köşelerde sinmiş anılar katledilir önce. Belki bir çiçektir, pencerenin dışını süsleyen, belki köşedeki pastanenin cam kenarındaki masasıdır. Bazen sahildeki, salaş balıkçının getirdiği bir duble rakı, hatta sakalındaki aklarıyla gülümseyen balıkçı ihtiyar. Aşk’tan geriye kalan her şey…


Temizlenir hafıza, temizlenir giden sevgilinin lekeleri yürekten. “Yaşıyorum yeniden…”


Çok uzun sürmez, yeniden dirilir Aşk, yan sokakta bir köşe başını mesken tutmuştur bile kendine. Gözleri ne renk olsun bu kez? Fark etmez değil mi?


Yeniden başa alayım mı plağı?


Dönenceye hoş geldiniz… Aşk İş başında!

Mavisihir

25 Ağustos 2011 Perşembe

Her şey Vatan İçin!

Anadolum
Kanla sulandı
Benim,
Mehmet'imin
Yüreği yanan analarımın
Bağrına saplanmış hançerle
Savaşa giden babalarımın
Hesap günü yakın
Gafil can havlinde
Gözü yaşlı anam
Eline almış baltayı
Kelle peşinde
Karnında bebesiyle
Gençecik kadınım
Sırtına mermi sarmış
Sanki yükü buluttan
Tarihimin doğduğu dağlar
Alev alev yanmakta
Türkün Türk olduğu
Günler saklı toprakta
Semaya bir çığlık
Yükseliyor
Her şey Vatan İçin!
Bayrağım arşa çekildi
Gökyüzü kıpkırmızı
Marşım dalgalanıyor
Bayrağımla birlikte

Haydi Milletim bir daha

HER ŞEY VATAN İÇİN!


Funda Kocaevli