BLOGGER TEMPLATES - TWITTER BACKGROUNDS

Hürriyet

31 Mayıs 2009 Pazar

GECENİN KOKULU ŞARKILARI


Nerden başlamalı yazmaya, kalemi neresinden tutmalı? Neyi anlatmalı bu kez? Hepimizin aradığı, bazen bulup da göremediği, bazen de görüp de almadığı cevaplardan mı bahsetmeli? Tahtlarımızdan indiğimizde, hepimizin sade birer insan oluşunu mu anlatmalı? Kelimeler, noktalar ve hayatlar. Efkar basar bazen inceden, bazen de bize çok kalın bir duvar gibi gelir hüzün. Delinmez sanki, aşamayız gibi gelir. Ağlar sızlarız belki kısa bir süre. Hayatın devam ettiğini söylerler bize, kulak asmayız. Kendimiz göreceğiz mutlaka. Doğrudur, insan yaşamadan hiçbir şeyi tecrübe edinmez çünkü. Nefes alabilmenin kıymetini nasıl ölümde anlıyorsak, bu da böyle bir şey işte.



Yaşamlarımızda en çok neyin yer kapladığına bakmayı denemeliyiz belki de. Önceliklerimizi ve sonralarımızı dürüstçe kabul edebilmekten geçiyor sanırım her şeyin anahtarı. Zamanla savaşmanın yerine, her şeyi oluruna bırakmak gerek aslında. Bu güne kadar hepimizin verdiği savaşlar var. Cephelerde kayıplar verdik, öldük ve dirildik, yaralandık. Cephanemizin bittiği anlarda esir düştük. Her şey geçti gitti, gidenleri gösterişli vedalarla uğurladık. Süslerimiz ya nefret oldu ya da özlem. Hoş geldin törenleri yaptık, küçük akıllarımızla gelenlere. Bazen gözümüzü kapatarak baktık hayata, daha kalp gözlerimle bakmayı öğrenemeden. Beklemeyi öğrenemedik bunca zaman, bir de sabretmeyi. Kendimiz ve başkaları için hayatları zorlaştırmaktan başka ne işe yaradı bu körlükler?



Kocaman bir alemin içinde bir su damlası kadar yer kapladığımızı düşünürüm çoğu zaman. Başkalarından değer beklemeye alışmış ve bencilleşmiş insanlar silsilesi haline geldiğimiz görüyorum. Dolu dolu yaşanacak o kadar güzel bir nimete sahibiz ki aslında. Yaşanmışlıklarımdan öğrendiğim gibi bakmaya çalışıyorum ve sanırım artık yapabiliyorum gerçekten. Zamana ve kadere güvenmeyi öğrenmek zaman alıyor, tahmin edersiniz. Akışına bırakılan bir hayatın size ne güzel sürprizler hazırladığını görmek istiyorsanız, kalbinizin üzerine bir pencere açın derim. Dışarıdan gelen çiçek kokuları dolsun içeriye, buram buram. Gecenin sessizliğinde çıkıp yürüyelim şimdi hep birlikte, kokulu şarkıları dinlemek için…



Sokağı çepeçevre saran türlü koku var biliyor musunuz? Koklayın hadi benimle birlikte. Leylak karşıladı önce, arkasından yasemin, bir köşede mimoza durmuş seyrediyor bizi. Az ileride kocaman çiçekleriyle bir manolya. Çekiyorum bu güzel aromayı çiğerlerime kadar. Sokakta sadece bizim ıssız ayak seslerimiz. Hafiften yankılanıyor duvarlarda. Bu sessiz şarkıyı dinliyorum gülümseyerek. Dansediyorum, gecenin kokulu şarkılarında. Yanıma kimi istersem onu alıyorum. Yüreğimle geziyorum gecenin derinliğini ve bu kokulu şarkıları. Hüzün yok, sadece çiçek kokuları var. Bana, bize getirdiklerini izliyorum gecenin. Bırakın sinsin her yerinize koku, saçlarınız hiç bu kadar güzel oldu mu sizin? Sevinçle savurun onları geceye, sevgiye ve sevgiliye. Mutlu birer nota kondurun sokaktaki taşların üzerine. Onlar da eşlik etsin gecenin büyüsüne. Yeterince okuduk değil mi? Şimdi sokağa çıkma zamanı, gecenin kokulu şarkılarına doğru bir serüvenimiz olmalı…

Mavisihir

2 yorum:

Kara Kalem dedi ki...

Hayatı koklamak ve sen bunu kaleminle çok keyifli bir anlatımla yazmışsın. Yüreğine sağlık.

Sevgilerimle

Ahmet

Sanem dedi ki...

Dinlendim okurken. Yüreğinize sağlık. iyi oldu bloğunuzla karşılaşmak. :) Sevgiler...